İskilip

Tarihçe

İskilip adının (Asklepios=Sağlık ilahı) adından doğduğu çeşitli eserlerde yazılmaktadır.Tec-üt Tevarih’e göre İskilip kelimesi doğru-direkt -amud manasına gelen Yunanca (İtlus) kelimesinin galet olarak kullanıldığı İmad şehri adının da zamanla değiştirilerek bu şekli aldığı aydedilmektedir.(İmad şehri İskilip’in şimdiki Bağözü mevkisindeki derenin iki yakasında kurulu bir kasaba idi.20-30 yıl öncesine kadar burada ki bağlarda o devre ait eşya ve kalıntılar çıkmakta idi.)İskilip Paflagonya kıtası içindeki yerleşim merkezlerinden birisidir.

M.Ö 176 yıllarında Kastamonu Sinop, Çankırı, Bartın, Bolu, Gerede, İskilip; Bafra, Alaçam ve civarları Paflagonya kıtası olarak anılmakta idi.Paflagonya beyleri bu bölgeye hakim ve Roma’ya bağlı idiler.Pontların bölgeyi işgal etmeleri üzerine Paflagonlar şikayette bulunmuş.Roma senatosu 72 lüks ordularını bu topraklara göndermiş ,Pont hakimiyetine son vermiştir.Ancak Romalılar bölgeyi eski sahiplerine vermemiş ,Roma İmparatorluğu hakimiyetinde bırakmıştır.Bizans hakimiyetinde uzun süre kalan bölgemiz Selçukluların Anadolu’yu ele geçirmeleri ile Bizans hakimiyeti son bulmuştur.

Selçuklu sultanı Alparslan’ın 1071’deki Malazgirt Zaferinden sonra Türkler Anadolu’ya adım adım yerleşmişlerdir.O tarihteki Çorum ,Tokat ve Osmancık Emir Danişment Ahmet Gazi tarafından fethedilmiş ve Türk hakimiyetine girmiştir.Türk boyları ve kavimleri zaman içerisinde bu bölgeye yerleşmişlerdir.Danişmentlilerin lisanı Türkçe idi.O zaman şimdiki Çorum iline hakim olan Emuri Kemur Şerafettin Osman Bey ve Gazi Mahmut Beyler Osmancık kalesinde otururdu ve Çorum İskilip Katarlı diye iki meşhur Türkmen aşiret beyleri idaresinde idi.Cebrel bey Osmancık Kalesine bağlı olup umumi olarak Erzurum,Sivas,Ankara,Kastamonu ve mülhakatları ile birlikte Irak Emiri Kebir-i Hasan Şah’a bağlı idiler.Bölgelerinde muhtar olup “Bu Türkmen beyleri Tatar ve Moğol beylerinin burnunu kırmışlardır” diye geçmektedir.

Bazı eserlerde İskilip’in Tatar Beyleri idaresinde Osmanlı devrine kadar kaldığı yazılmaktadır.Ancak bu iddialar birbirini tutmamaktadır.On üçüncü asırın ilk yarısında Anadolu’daki Selçuklu Devletleri zayıflamaya yüz tutmuştu.Selçuklu hükümdarı İkinci Keyhüsrev Sivas’ın doğusundaki Köse dağında Moğol komutanı Baycu ile savaştı.Bu savaşta Baycu 2.Keyhüsrev’i ağır bir yenilgiye uğrattı.Selçuklular her yıl ağır vergiler vermeye mecbur kaldılar.Moğollar istediklerini tahta çıkarıyor, her türlü baskıyı yapıyorlardı.İşte bu Moğol istilası sırasında bir kısım Tatar aşireti yurtlarından göç etmiş ve İskilip ‘e yerleştikleri kaydedilmiştir. Sadrettin Celal Anter “Maarif Tarihin de”Tatar kelimesinin yabancı unsurlara verilen ad olduğunu Türklerin kendilerinden olmayan veya kendilerinden ayrı yaşayanlara Yad adını verdiklerini ve bu kelimenin zamanla Tat olduğunu ve Tatar kelimesinin bu kökten geldiğini anlatmıştır. Ayrıca Amasya Tarihi c.2.sahife 47’de aynen şu izahat verilmiştir.

İskit namıyla pek meşhur olan Turan kabileleri Hazerilerden evlatları ve Altaylardan evlatları yetişir, her ikisi de civar kavimlere tecavüzleriyle saldırgan manasına gelen Tatar namını almışlardır. Avarlar, Oğuzlar, Toğarlar bunlara iltihak eder ve cümlesine Tatar denilmiştir. Demek ki Tatar adı herhangi bir nesile veya kavime münhasır olmayıp birçok Türk kavminin karışmasından ve birleşmesinden meydana gelmiş akıncı bir topluluktur.

Netice olarak ilçemiz her devirde Türk kavimlerinin yaşamış olduğu bir beldedir. İskilip Halk Kütüphanesinin 1149 numarasında kayıtlı yazma TAc-üt Tevarih isimli eserin 151 yaprağının arka sahifesinde ;Selçukluların Anadolu’daki hükümranlıklarının son bulması ile Anadolu, Osmanlıların eline ve idaresine Ankara, Yozgat, Kastamonu, Çankırı yöreleri gibi Çorum ve İskilip bölgelerinin de Anadolu’ya ilk gelen Türkmenlerce yurt ve otlak olarak kullanıldığı çeşitli kaynaklarda görülmektedir. Bu bölgelerin yerli halkının bir kısmı ilk Türk akınları önünde yerlerini bırakarak batıya çekilmeleri sonucu bu kentler ve çevreleri yoğun biçimde Türkleşmiştir. Yöredeki yer adlarının değişmesi ve Oğuz boylarının isimlerini alması da bu değişime işaret etmektedir. Örnek; Kayı, Oğuzlar, Bayat, Beydili, Dodurga, Karlık, Karaşar vb. İskilip’te Selçuklu döneminden kalma eserlere rastlanmama sebebi bu çağda ana ticaret yolları üzerinde olması ve bu yörede Türklerin yerleşik şehirleşmeye geçememiş olmasından kaynaklandığı düşünülebilir. Kadı Burhaneddin Beyliğinin Anadolu’da tehlike haline gelmesi Osmanlı sultanı Yıldırım Beyazıt’ı son derece rahatsız etmiş,1390 sonbaharında Anadolu harekatına girişmesine neden olmuştur. Yıldırım 1391 ‘de Kastamonu’yu almış, Candaroğullarının bölgedeki hakimiyetine son vermiştir. Daha sonra Osmancık’a gelmiş Osmancık ve Amasya Osmanlı himayesini kabul etmiştir. Kadı Burhaneddin ile Kırkdilim mevkiinde yapılan savaşta Şehzade Ertuğrul şehit düşmüş Osmanlı ordusu yenilmiştir.Savaş sonu Kadı Burhaneddin İskilip ,Ankara ,Kalecik ve Sivrihisar çevrelerini Moğollara yağma ettirmiştir.Osmanlıların bu yenilgisi üzerine bazı kentler el değiştirerek tekrar Kadı Burhaneddin yönetimine girdikleri bir dönemden sonra ikinci bir Osmanlı kuvveti Kastamonu,Osmancık,İskilip,Çorum ve Amasya çevrelerini tamamen alarak Osmanlıya bağlamışlardır.İlçemiz 1395 yılından itibaren Cumhuriyet dönemine kadar Osmanlı yönetiminde kalmıştır. Kuvvetli bir devlet kuran Osmanlıların büyük sultanı Yıldırım Beyazıt ile Timur’un yaptıkları savaşta Osmanlılar yenik düştüler. Bu yüzden Anadolu’da düzen bozuldu. İskilip ve havalisindeki Tatar beyleri Timur tarafına geçtiler.

Yıldırım’ın oğullarından Mehmet Çelebi Osmanlı devletinin eski düzenini kurmak için birçok savaşlar yaptı. Bu sırada samsun’u zapt edip Bursa’ya dönerken İskilip civarından geçiyordu. Şehre yakın büyük ve geniş bir sahada kalabalık bir Tatar kafilesine rastladılar. Mehmet Çelebi reislerini sordurdu.Bu kafilelerin Samgar ırkından Minnet bey ismindeki beye ait olduğunu ve cemaati ile bir düğüne gitmekte olduğunu ,kafilenin düğün alayını teşkil ettiği söylenir. Gerek Ankara savaşında Timurluları tutan ve gerekse memleketin bu karışık günlerinde zevk,sefa düşünen bu topluluğun cezalanması gerektiğini bildiren hükümdar “Ben harp ederken bu Tatar Beyleri düğün ve eğlence peşinde koşuyorlar ve bab-ı hümayunda görünmüyorlar, Rumeli ‘ye nakil olsunlar” diye ferman irad ediyor. Bu emir üzerine Minnet Beyin maiyetiyle beraber Filibe’nin batısında bulunan Koniş bölgesindeki Tatar Pazarcığı halkıyla nakil ve mübadele edildiği anlatılmaktadır.

İlçemiz Kastamonu iline bağlı iken Hicri 1310 tarihinde Amasya sancağına bağlanmış bunu takiben kısa bir süre Yozgat ve Ankara sancağına bağlı kaldıktan sonra Osmancık Sungurlu ilçeleri ile Çorum sancağına bağlanmıştır.Cumhuriyet devrinde ise Çorum iline bağlı bir ilçe olarak bu güne kadar gelmiştir.

İskilip ilçesinin tarih akışı içerisinde kültürünü incelediğimizde Etiler,Galatlar ,Paflagonyalılar, Roma ve Bizanslıların bu bölgede yaşadığı tarihi eser kalıntılarından anlaşılmaktadır. Türklerin bu bölgeye hakim olmaları üzerine eski ve yeni kültürler gerek tarihi yapılarda gerekse halkın örf,anane ve yaşantılarında kaynaşmış ve günümüze kadar gelmiştir. Ancak İskilip kalesi kaya mezarları ile höyüklerde yapılan incelemelerdeki izler eski Roma ve Bizans hayatını yansıtmaktadır. İskilip ilçesi Selçuklular ve Osmanlılar devrinde ilim yuvası olarak Anadolu’da tanınmıştır. Kamusu Alem ve Tac-üt Tevarih’in birleştikleri İskilip hakkındaki tanımlamada İskilip bir ziyaretgah yeridir diye uzun uzun tasvirler yapılıp “İlim ve irfanın burada yükseldiğinden bahsedilmektedir. Evliya Çelebi 17.yüzyıl ortalarında İskilip’e uğramış olup İskilip’in 150 akçelik Şerif kaza olduğunu şehir teşkilatında Sipahi Kethüda yeri,yeniçeri serdarı,şehir subaşısı ve şehir kethüdası bulunduğu ifade edilmektedir. Kalesi azametli ve muntazamdır.Şehrin girişi bağlı ve bahçeli olup güzel evleri bulunmaktadır.Bilginleri çoktur.Burası zevk ve havai yeri olmayıp ilim yeridir.300 Kur’an memleketin çeşitli okullarına ve kuruluşlarına dağıldıkları yerler olarak tespit edilmiştir. hafızı olgun ve necip öğrencileri ile 40 adet ebced okunan Sıbyan mektebi vardır.Ziyaret yerleri çoktur diye yetişmiş İskilipli alimleri övmektedir. Bu alimler Şeyh İskilipli Muhittin Yavsi,Şeyhülislam Ebussuud Efendi ile Şeyh Musluhiddin -i Atar olup bunların Akşemseddin’in halifelerinden olduğu yazılmaktadır. 1849 yılında İskilip’e gelen ünlü seyyah Fransız V.Cuniet’in Paris’te 1894 yılında basılan “LA Turguie”d Asie isimli kitabının 479. sahifesinde ki İskilip’ten şöyle bahseder.Şehrin genel nüfusu 43442 kişidir.Kent içinde 48 Ortodoks ve 10563 müslüman yaşamaktadır, şehirde 108 cami 6 tekke ,6 medrese ,1 konak belediye sarayı ,5 kütüphane, 1 Pazar,510 dükkan ,2 han,4 hamam,18 çeşme,3 fıskiye,18 tabakhane,63 un değirmeni,6 fırın,10 kahve,1770 konut ile 1 bidayet mahkemesi,1 vergi dairesi,iç hizmetler telgraf istasyonu,posta şubesi,sayım bürosu bulunmaktadır. Hicri 1310(miladi1890)tarihinde yazılmış bulunan Kastamonu salnamesinin 422.sayfasında ilçemiz şöyle tanıtılmaktadır.18 mahalle,115 köyden müteşekkil İskilip kazasında hükümet konağı,telgrafhane bulunduğu gibi 83 camii ve mescidi şerif,5 kütüphane,6 tekke,6 medrese,,1 rüştiye,3 ibtidai,71 İslam sıbyan mektebi,510 dükkan,18 tabakhane,2 han,5 hamam,63 değirmen,5 türbe-i evliya,1 muvakkithane,1 namazgah,5 camii şüveyhhane,3 şadırvan,65 çeşme,2 sebil,,1 salhane vardır.İskilip kazasında Şeyhülislam Ebussud Efendinin babası Şeyh Muhiddin -i Yavsi,Şeyh Habib ve Musluhiddin-i Atar ve El Hacı Garani ,Akşemseddin Hazretleri evladı Nur’ul Hüda ile biraderlerinin mezarları ziyaretgah yerleridir.Nüfusu 42779 olup ,6635 hanedir.İskilip 5 mecidiyelik şerif kaza olup Kastamonu iline bağlı 3.sınıf kazadır.Kaymakam başkanlığında tabii ve seçilmiş azalardan kurulu kaza idare meclisi ,bidayet mahkemesi,belediye dairesi,ziraat banka şubesi,maarif meclisi,ticaret ve ziraat odası,eytam müdürlüğü ,ambar eminliği,evkaf ve reji memurluğu, orman süvari memurluğu, tuzla memurluğu bulunmaktadır. İskilip ilçesinde kültür tarihi Osmanlıların bu bölgeye hakimiyeti ile gelişme göstermiştir. Osmanlılardan önce bölgenin coğrafi yapısı ,feodal idarelerin sık sık el değiştirmesi kültürel gelişmeyi önlemiş halkı içine kapanık hale getirmiştir. Türk kavimlerinin Orta Asya’dan kopup gelen göçleri ile çeşitli kültürler bu bölgede etkilerini göstermiştir. Osmanlı-Türk kültürü ilçede medrese ,kütüphane ve sanat dallarının gelişmesinde baş etken olmuş ve meyvelerini Cumhuriyet devrine sarkıtmıştır. İskilip İlçesinin kültür yapısındaki temel taşlar olan Osmanlı medreselerinden alim,bilim adamı ,devlet adamları yetişmiştir.

İskilip Yemekleri

Dolma İskilip’te bulunan ve yıllarını bu işe vermiş olan tecrübeli aşçı ve aşçı yamağı tarafından hazırlanır.Dolmayı pişiren ustalar bu işin tekniğini ve püf noktalarını kendilerinden önce bu işi yapan ustaların yanında bulunarak ve onlarla birlikte düğünlerde dolma yapımı sırasında görev alarak öğrenmişlerdir. Yani dolma yapımını öğrenmek usta çırak ilişkisi şeklinde olmaktadır.

Bir tava içinde kızartılan soğanların üzerine bir ölçü su konulur, iyice yıkanmış olan pirinçle karıştırılır,(Bu noktada pirincin Tosya dolmalık pirinci olmasına dikkat edilir.Bunun nedeni söz konusu pirincin lezzetli olması ve dolmanın pişmesi esnasında geçen 12 saate uygun olmasıdır.Yani pirincin çiğ kalmaması yada çok pişip lapa olmamasıdır.)pirinç suyunu çekene kadar kaynatılır, sonra ocaktan indirilerek üzerine bir örtü serilerek yarım saat bekletilir.

Başka bir kapta tereyağı ile iyice kızartılmış olan et büyük bakır kazana alınır,üzerine su ilave edilerek bir miktar ince kıyılmış soğan eklenir.Kazanın içine yükselti olarak sac ayağı konulur bu yükseltinin üstüne konulan tepsinin üzerine daha önceden hazırlanmış olan pirinç cağ denilen beyaz torbaların içine konulmuş olarak yerleştirilir.Kazanın kapakları kapatılarak kapak etrafına katıca yoğrulmuş hamur sıvanır.Kazanın kapaklarında bulunan küçük delikten buhar tahliye edilir.Bu sayede kazanın kapağındaki hamur düdüklü tencerenin lastikli kapağının vazifesini görmekte ve kazanın içindeki buhar yavaş yavaş kaynadığı anda dışarıya tahliye edilmekte böylece taşmadan kazanın içindekiler pişmektedir.Davetin büyüklüğüne göre değişen sayıda hazırlanmış kazanların altında odun ateşi yakılır,yavaş yandığı içinde meşe tercih edilir.Zira dolmanın pişme mantığı ağır ateşte pişmesidir.12 saat süren pişirme işlemi sırasında kazanın başında nöbetleşe beklenir. Kazanın altının ateşinin sönmemesine yada çok harlı yakılmamasına dikkat edilir ki dolma kıvamında pişsin. Dolmanın kıvamını bulabilmesi içinde 12 saat ocakta kalması sağlanır. Pişen dolma servise hazırdır.

Dolma servis yapılırken Lenger denilen bakırdan yapılmış kalaylı özel dolma kabı kullanılır.Bu kaba ilk olarak kazanda pişen etin suyu ile terbiyelenmiş dolma konur.Dolmanın üzerine ise etler yerleştirilir ve dolma servis edilir.

On üç kişilik özel oval ahşap sofralarda yenilen İskilip dolması sofrasında her gelir gurubundan, her yaştan insan bir araya gelir.Bu sofranın oval olması sofrada herkesin eşit olduğunun ifadesidir.Lenger denilen özel dolma kabına masada bulunanlar birlikte kaşık sallar.Sirke, doğranmış salatalık, tuz, şeker, sarımsak, su ve yoğurt karışımından elde edilen sirke salatası, sofrada bulunanlar tarafından dolmanın yanında içilir.Bir lengerden fazla yemek isteyenler lengerde bir pirinç tanesi kalmayacak şekilde ekmekle lengerin içini sıyırır, sofrada bulunanlar lengerin içine bahşiş olarak para atar, ahçıbaşı ikinci lengeri sofraya torpilli tarafından gönderir.

İskilip’te düğün yemeği olarak hazırlanan dolma düğüne gelen misafirler tarafından tüketilmektedir. Ancak çağırılan misafirlerden gelmeyen olursa dolma artabilmektedir bu durumda artan dolmanın ve etin soğuduktan sonra buzdolabında muhafaza edilmesi gerekir.Zira dolmanın yapıldığı mevsimin ekseriya yaz olması nedeniyle gıdalar bozulmaya müsaittir.Bunu önlemek için dolma mutlaka buzdolabında muhafaza edilmeli ve en geç bir hafta içinde de tüketilmelidir.

İskilip'te Yaylacılık

İskilip İlçesi’nde en önemli geçici yerleşme şekli yaylalardır.İskilip ilçesi sınırları içindeki yaylacılıkta giderek bir gerileme söz konusudur.İskilip dahilinde yakın zamana kadar on kadar faal yayla yerleşme bulunuyordu.Bunlar Seki yaylası, Karaağaç, Çuhalar, Karlı, Serdaroğlu, Ayrangölü, Kozcağız, Yalak, Ahlatarası ve Mengüler yaylaları idi. Bu gün sadece Seki,Karaağaç ve Çuhalar yaylalarında yaylacılık faaliyeti sürdürülmektedir.

Yaylacılık faaliyetlerinin devam ettiği ve İskilip yaylacılığını bugün için temsil eden Karaağaç,Çuhalar ve Seki yaylaları ;Anatolid Orojenik Kuşağında güneybatı-kuzeydoğu doğrultusunda uzanan Köroğlu Dağları’nın en yüksek kabartılarından Kös dağı’nın güneye bakan yamaçlarında bulunmaktadırlar. İskilip ilçe merkezine 35 ile 38 km. uzaklıkta bulunan bu yaylalardan Seki yaylası,Yaylacıkseki Köyü merkez mahallesinin kuzeyinde ve mahalleye yaklaşık 3-4 km uzaklıktadır.Çuhalar Yaylası ile Karaağaç Yaylası aynı yerde kurulmuşlardır.Bağlı bulundukları köylerin kuzeyinde yer alan bu iki yaylanın birbirlerine uzaklığı 600-700 m. arasındadır.bu yaylalardan Karaağaç Yaylası,Kös Dağı eteklerindeki Çiçekli Tepesi sırtlarında kurulmuştur.Çuhalar yaylası ise Kös dağı güneyindeki Döme tepesinin güneye bakan yamaçlarında kurulmuş olup bağlı bulunduğu köye yaklaşık 6 km uzaklıktadır.

Seki ,Karaağaç ve Çuhalar yaylalarında yaylacılığın kısıtlı da olsa halen devam etmesini teşvik eden nedenlerden biri de ,yörenin iklim özellikleridir.Yaylacı köyler ve yaylalar sahası ,karasal iklimin yayılış alanı içerisindedir.Yükseltinin 1400 ile 1650 m. arasında değiştiği sahada ,karasallık yükseltiye bağlı olarak da artar . Yörede İlkbahar aylarında hava sıcaklığının artması sadece tarımsal faaliyetleri değil,bunun yanı sıra ,yaylalara göç hazırlıklarını da başlatır.Kar örtüsünün yayla alanlarında tamamen kalktığı mayıs ayının ortaları ,yaylacı ailelerin yaylaya ilk çıkış zamanıdır.Yayladan köylere göç zamanı da,sıcaklık değerlerinin ,bilhassa gece düşük sıcaklık değerlerinin yaşanmaya başlandığı eylül ayı olması ,sıcaklık faktörünün yöre yaylacılığı için önemini açıkça ortaya koymaktadır. Yükseltiye bağlı olarak artan yağış değerleri ,yaz aylarında dahi gür otlak alanların yaylalarda varlığını sürdürmesine sebebiyet vermiştir.yayla sahası ve yakın çevresinin başlıca bitki örtüsü karaçam,sarıçam,meşe ve ardıçtan oluşan park görünümlü kuru ormanlar ile antropojen step ve ağaçlı stepten oluşmaktadır. İskilip yöresi yaylalarında en önemli ekonomik faaliyet ,hayvancılıktır.Yaylacı aileler süt ürünleri üretebilmek ,daha fazla hayvan besleyebilmek ve kışlık hayvansal gıdalar üretmek amacıyla yaylalara çıkarlar.
Yörede yaylaya göç zamanını iklim koşulları,devamlı yerleşmelerde ki tarla tarımına yönelik faaliyetlerin süresi ve ilk öğretim okullarının tatile girmesi gibi bir takım nedenler belirler. Yaylalardan göçler ,yaylaya çıkışlara benzer şekilde olur.Aileler birbirinden bağımsız şekilde belirlenen günlere yakın yaylalardan ayrılırlar.Çuhalar ve Karaağaç yaylalarında dönüş tarihi eylül ayının ilk haftası içerisinde olurken ,Seki yaylasında geç başlayan yaylacılık genelde ağustos ayının ilk haftası tamamlanır.

İskilipli Alimler

Halil Rıfat Arıncı
İskilip’te doğan Arıncı,ilköğretimini tamamladıktan sonra Ankara Muallim Mektebi’ne kaydoldu.1.Dünya Savaşı’nın başlaması ile askere alınan Rıfat Arıncı,1916 yılında Irak Cephesi’ne gönderildi.İngilizlerle çarpışırken birliği ile birlikte esir alındıktan sonra diğer Türk esirlerle birlikte Hindistan’daki esir kampına nakledildi.Savaş sonuna kadar esir kalan arıncı ,savaşın bitmesi ile birlikte 1920 de İstanbul’a döndü. TBMM’nin açılmasına kadar milli mücadelede gösterdiği çalışmalarından dolayı kendisine İstiklal Madalyası verildi.Cumhuriyet dönemimde de Öğretmenlik yaptı.1949 yılında İktisat Vekaleti bünyesinden emekli olduktan sonra Ankara’ya yerleşen Rıfat Arıncı,şiir ve edebiyatla yakından ilgilendi.Vatanperverlik, memleket sevgisi ve hasreti,sosyal ve siyasi çarpıklıkları hicvettiği ve gençliğe seslendiği kitapları mevcuttur.

Ebussuud Efendi
30 Aralık 1490 tarihinde İskilip’te dünyaya gelmiştir.Babası Şeyh Muhittin Muhammed Yavsi,annesi ünlü bilgin Ali Kuşçu’nun kardeşinin kızı Sultan Hatun’dur.Büyük bir devlet adamı olan Ebussuud Efendi,Osmanlı İmparatorluğu’nun yükseliş döneminde 21 yıl Kanuni Sultan Süleyman’a 7 yılda Yavuz Sultan Selim’e Şeyhülislamlık yapmıştır.Tarihe en uzun süre devlet adamlığı ve en çok fetva yayınlayan Şeyhülislam olarak geçmiştir. İlk ilim tahsilini babasının yanında görmeye başlayan Ebussuud Efendi öğreniminin son dönemini Karamani Seyyidi’nin yanında geçirmiştir.Daha sonra hocasının kerimesi olan Zeynep hanımla evlenmiştir.Öğrenimini tamamladıktan sonra Anadolu’nun muhtelif yerlerindeki medreselerde müderrislik yapmış,1528 de Sahn-ı Seman’a müderris olmuştur.Bİr yüksek öğrenim kurumu olan Sahnı Seman’da çalıştıktan sonra 1533’te İstanbul Kadılığına getirilmiştir.4 yıl bu görevi sürdüren Ebussuud Efendi 1537’de Rumeli Kazaskerli’ne getirilmiştir.8 yıl bu görevi başarıyla sürdürünce 1545’te Şeyhülislam olan Ebussuud Efendi bu tarihten sonra 28 yıl aralıksız bu görevi sürdürmüştür. Ebussuud efendi 23 ağustos 1573′ te vefat etmiştir. Harameyn’de gıyabi namazı kılınmıştır. Tefsir ve İslam Hukuku konularında 19 eser yazan Ebussuud Efendi’nin dil ve edebiyatla ilgili çeşitli eserleri , akaid ve tıp konularında birer risalesi ile dua mecmuası bulunmaktadır.

Şeyh Yavsi
Sultan II. Beyazıt zamanı mutasavvıflarındandır.Doğum tarihi hakkında kesin bir tarih yoktur ancak doğum yeri İskilip’in İmad Köyü(Direklibel)’dür.Meşhur matematikçi ve astronom Ali Kuşçu’nun hem yeğeni hem de damadıdır.Aynı zamanda Şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin babasıdır. Şeyh Yavsi İlk ilim tahsilini amcası Ali Kuşçu’nun yanında yapar ve hadis rivayetiyle ilgili acazetini de amcasından alır. Amcasının vefatından tasavvufa yönelir ve ilk tasavvufi eğitimini Şeyh Muslihiddin Kocevi’nin yanında alır.Sonra Şeyh İbrahim Kayseri’ye intisab edip ondan tarikat ve irşad icazeti alır. Hayatı Boyunca ilim ve irfanla uğraşmış,Osmanlı Devleti ve toplumunda II.Ebu Hanife adıyla meşhur olmuş,aynı zamanda Ebussuud gibi büyük bir evlat yetiştirmiştir.Şeyh Yavsi Hazretleri 1524 yılında vefat etmiş olup türbesi kendi adıyla anılan ,oğlu tarafından yapılan caminin bitişiğindedir.

Arabzade Mehmet El İskilibi
1820 yılında İskilip’te doğmuş olan Mehmet Emin EL-İskilibi 1888 yılında burda vefat etmiştir.İskilip’te müderrislik ,kadılık ve müftülük görevlerinde bulunmuştur.İlk eğitimini babası Arabzade Muhammed Nuri Bin Muhammed El-Nakşibendi’den aldıktan sonra İstanbul’a gitmiş ve eğitimini burada tamamladıktan sonra İskilip Cacabey medresesine müderris olarak tayin olmuştur.Çorum müftülerinden Müfützade Ahmet Feyzi diye bilinen ,240 esere imza atan kişi icazetini Arabzade Mehmet Emin Efendi’den almıştır.Mehmet emin Efendi’nin yaşadığı dönemde eşyalara hükmettiği,müslüman cin taifesine fetvalar verdiği ve çeşitli kerametler gösterdiği bilinmektedir.

İsmail Hakkı Hazretleri
1859 yılında İskilip’ te doğdu.Babası İskilip müftülerinden Mahsunzade Mehmet Efendi’dir.İskilip Sübyan mektebinde ilk eğitimini aldıktan sonra 1874 yılına kadar İskilip Köprübaşı Medresesinde ilim tahsil etti.Bu medresede arapça ilminin temeli olan sarf ve nahiv ilmini tahsil etti.Daha sonra İstanbul’a giderek Sultan Ahmet Medresesi’ne kaydoldu.Bu medrese de 11 yıl eğitim aldıktan sonra 1890 yılında Ateşoğlu Mustafa Vehbi efendi’den icazet aldı.Öğrenimini tamamladıktan sonra İskilip’e dönen ismail Hakkı Efendi 1904 yılında vekaleten ,1909 yılında asaleten İskilip Müftülüğüne getirildi.İstiklal savaşında İskilip’te milli mücadele ruhunu uyandırmada büyük gayretleri ve başarısı olmuştur.Bir ilim ve Devlet adamı olan İsmail Hakkı Efendi İskilip Müftülüğü görevini sürdürürken 8 şubat 1922 yılında vefat etmiştir.

Ahmet Hamdi Efendi
1864 yılında İskilip’in Ulaştepe mahallesinde doğmuştur.Babası Serbestzade Hasan Efendi’dir.İlköğrenimini ve Rüşdiye tahsilini İskilip Hacı Nuh mektebinde tamamlamıştır.İskilip Tabakhane Medresesi’nde eğitimine devam eden Ahmet Hamdi Efendi öğrenimini Kastamonu ‘da bitirmiştir.İskilip Belediyesinde başlayan memuriyet hayatını,Kastamonu,Araç ve Taşköprü’de aşar memuru ,Safranbolu ve Tosya ‘da Mal Müdürü,Hakkari ve Van’da Muhasebe Müdürü olarak sürdürmüştür..Manastır vilayeti Muhasibi,İşkodra vilayeti Defterdarı,Trabzon Defterdarlığı ve Vali Yardımcılığı,Konya Defterdarlığı gibi sıfatlarla önemli vazifeler yapmıştır.Emekli olunca İskilip’e dönen Ahmet Hamdi Efendi Süleymaniye ve Fatih Medreselerinde Fıkıh ve tefsir dersleri vermiştir. Meşrutiyetindeki başarılı çalışmalarından dolayı II:Abdülhamid’in özel iltifatına mazhar olan Ahmet Hamdi Efendi 2 Mayıs 1939 yılında İskilip’te vefat etmiştir19 adet el yazması eseri ve 3 adet basılmış eseri bulunmaktadır..

Karadonlu Can Baba
Karadonlu Can Baba,XIII.yüzyılda yaşamış,”Vilayet-name-i Kutbül Arifin Gavsü’l-Vasilin Hazret-i Hünkar Hacı -El Horosani ” adlı el yazması kitabında çeşitli kerametlerinden söz edilen ,Hacı Bektaş-i Veli’nin (1210-1271)himmetine nail olmuş bir baba,veli ve alperendir. Anadolu’nun islamlaşmasında emeği bulunan Karadonlu Can Baba ,eski adı karaviran olan ve İskilip’e bağlı iken yakın zaman önce ilçe olan olan Oğuzlar ‘da menfundur.

Tarihi İskilip Evleri

Son 200 yıllık dönemde İskilip tarihi ve kültürel dokusunu oluşturan eski evlerde, yurdun diğer köşelerine kıyasla büyük farklılıklar görülmektedir.Halen üç katlı tarihi evler bulunmakta ve bu evlerin çoğunda da yaşam devam etmektedir.

Bu evler Türk aile yaşam tarzının sosyal bir simgesi olarak betonlaşmaya karşı direnmektedir.Evlerde yaşam,gelenek ve göreneklerin yerli yerine oturduğu,günümüzün çekirdek aile düzenine hiç benzemeyen büyük aile düzeninde yaşayan,Türk aile kültürünü yaşatan,geleneksel izler taşımaktadır.Büyük bir bahçe içerisinde,at arabası gibi eski taşıt araçlarının giriş-çıkışına imkan sağlayan,çift kanatlı ahşap cümle kapısının yanında,küçük bir diğer kapıdan sonra ,yüksek duvarlar gerisinde yer alırlar.Toprağa,bağlara ve bahçelere bağımlı, kalabalık ailelerin yaşadığı bu evlerde,ahır,kümes,kiler,meyve ve ambar odaları,taştan oyulmuş çamaşır yıkama tekneleri,ocak,samanlık,pekmez kaynatmak veya ekmek yapmak için kullanılan farklı mekanlar bulunur.

İskilip Yazarlarımızdan Kitaplar